Özgül Öğrenme Güçlüğü; sözel ve sözel olmayan bilginin işleme süreçlerinde kalıtsal ve
çevresel faktörlerin etkileşimiyle oluşan nörogelişimsel bir bozukluktur. Tüm
nörogelişimsel bozukluklarda olduğu gibi özgül öğrenme güçlükleri de erken
çocukluk döneminde beyin işleyişinin farklılaşmasıyla oluşur. Sıklıkla, beyin
gelişiminde yapısal farklılaşma gösteren diğer gelişimsel bozukluklar ile bir
arada bulunur . Özgül öğrenme güçlüğü (ÖÖG) okuma, anlama, konuşma, dinleme,
matematiksel mantık kurabilme, aritmetik hesapları yapabilme, yazılı anlatım
becerilerinin kazanılması ve kullanılabilmesinde gecikme ya da bozulmanın
olması olarak tanımlanan nörobiyolojik bir bozukluktur. Söz konusu bilişsel işlevler en çok yeni
bilgilerin edinilmesi, kavramların oluşturulması ve anlamlandırılması gibi
bilişsel becerilerin gerekli olduğu okul yaşamında belirgin olduğu için bu
bozukluklar grubu Dünya Sağlık Örgütü’nün uluslarası hastalıklar sınıflaması
ICD ‘de “Özel Gelişimsel Bozukluklar” olarak sınıflandırılmıştır.
Epidemiyoloji: DSM-V
verilerine göre ÖÖG’nin okul çocuklarındaki yaygınlığı %5-15 iken,
yetişkinlerde bu oran %4 olarak bildirilmiştir. ABD (Amerika Birleşik
Devletleri) de 6-21 yaş aralığındaki tüm özel gereksinimli öğrencilerin
%39.2’sini özel öğrenme güçlüğü olan çocuklar oluşturmaktadır. Ülkemizde ise tanı koyma sistemindeki
eksiklikler ve uygun eğitim imkanlarının yetersizliklerinden dolayı resmi
olarak tanı almış tüm özel eğitim öğrencileri grubunda özgül öğrenme bozukluğu
olan çocukların oranının %3 olduğu tespit edilmiştir. ÖÖG’de cinsiyete göre
farklılıklar olmakla birlikte, yapılan çeşitli araştırmalarda, okuma ve yazma
anlatım bozukluğunun erkeklerde, aritmetik bozukluğunun ise kızlarda daha
yüksek oranda olduğu belirtilmiştir. Özgül Öğrenme Bozukluğu’nun alt tipleri
arasında en sık okuma bozukluğuna rastlanmaktadır ve ÖÖG vakalarının %80’ini
okuma bozukluğuna sahip bireyler oluşturmaktadır. Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile Özgül Öğrenme Güçlükleri arasında karşılıklı
bir ilişki vardır: Özgül öğrenme Güçlüğü bulunan bireylerde ülkemizde yapılan
bir çalışmada olguların yaklaşık %28.5’inde DEHB saptanmıştır. Özgül öğrenme
güçlüklerinin yaygınlığı ile ilgili yapılan çalışmalar metodolojisi dolayısı
ile eleştirilmiş, farklı yaygınlık oranları sunulmuş olmasına rağmen okul çağı
çocuklarında yaklaşık %5 oranında ÖÖG bulunduğu düşünülmektedir. Buna karşın
bazı araştırmalarda yaygınlık oranlarının %15-20’ye kadar yüksek oranlarda
tespit edilmiştir. ABD’de ve Kanada’da yapılan araştırmalar ortalama olarak %5
oranında ÖÖG bulunduğunu bildirmektedir. Ülkemizde Edirne İli’nde yapılan bir
çalışmada okuma, yazma ve matematik güçlüklerinin görülme oranları ayrı ayrı
değerlendirildiğinde, okuma güçlüğü %3,6, yazma güçlüğü %6,9 ve matematik
güçlüğü %6,5 oranlarında bulunmuştur. Bu
bozukluk okul çağında çocuğun beklenenden daha az başarı göstermesi ile
belirlenir. Araştırmalar okuma güçlüğü gösteren bireylerin birinci derece
akrabalarında okuma güçlüğü yaygınlığının 5-8 kat artmış olduğunu matematik
bozukluğunda ise toplum geneline göre 5-10 kata kadar artmış yaygınlık
oranlarına işaret etmektedir.
Özel Öğrenme Güçlüğünün Nedenleri: Yapılan çalışmalarda nörobiyolojik temelleri olan ÖÖG’nün nedenleri
arasında genetik ve sosyal faktörler, ayrıca beynin yapı ve işlevlerindeki
bozulmaların etkili olduğu belirtilmiştir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için
gerekli olan bilişsel süreçlerde var olan sorunlar bu bozukluğun oluşmasında
önemlidir. ÖÖG erinin kalıtımsal yönü olduğu ÖÖG tanısının anne baba ve
kardeşlerde öğrenme güçlüğü bulunma olasılığının %40 düzeyinde olabileceği
gösterilmiştir. Okuma güçlüğü yaşayan ikizlerle yapılan çalışmalarda , genetik
ve çevrenin yaklaşık oranlarda etkili olduğunu göstermiştir. ÖÖB’nun tek
yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı %68-83 iken çift yumurta ikizlerinde eş
hastalanma oranı %23-38’dir. Bu oranlar genetiğin azımsanmayacak oranda bir
etkisi olduğunu göstermektedir. ÖÖG de genetik etki diğer nörogelişimsel
bozukluklar da olduğu gibi çoklu gen etkileşimleri üzerinden yürür. Özgül
Öğrenme Bozukluğu ile ilgili işitsel uyaranların ses ile eşlendiği kodalma
alanı olarak da tanımlanan temporal lobun üzerinde bulunan planum temporale
bölgesinin farklılşatığını ortaya koymalatdır. Bu bölge dilin gelişimi ile
asimetrik bir hal almaktayken ÖÖB tanısı bulunan çocuklarda daha simetrik bir
yapı olduğu hatta ters asimetrinin varlığından söz edilmektedir. ÖÖG nün nedenlerine yönelik yapılan nörolojik
çalışmalarda nöronlar arası bağlantılar sırasında ortaya çıkan nörotransmitter
düzeyinde farklılaşmalar bulunduğu bildirlmektedir. Son dönemde yapılan araştırmalar beyinde yer
alan 12’den fazla bölgenin boyut ve etkinlik düzeyinde meydana gelen bir
azalmanın öğrenme problemlerine neden olabileceğini ileri sürülmüştür. Disleksi
tanılı bireylerde Wenicke alanı angular girus ve özellikle dilin görsel
işlemlemesinden sorumlu olan posterior parietal kortekse ait değişkenliklerin
bu bozukluğun gelimesinde önemli etkileri olabileceği üzerinde durulmaktadır.
Ayrıca ÖÖG olan bireylerinde beyin hücreleri arasında iletişim sağlayan beyaz
cevherde sorun olduğu da tespit edilmiştir. Yapılan bir çalışmada farklı
genlerin yanında çevresel faktörlerin de okuma bozukluğunda etkili olduğu
belirtilmiştir . ÖÖB tanısı olan çocuklarda serebellea disfonksiyon olduğu,
serebellar etkielenmemin okuma becerilerinin gelişimini olumsuz etkilediği öne
sürülmektedir. Ailelerin sosyoekonomik düzeyi değerlendirildiğinde, okul
öncesinde ev ortamında daha yüksek okur yazarlığın olduğu çocuklar, daha az
disleksi tanısı almaktadırlar. Evde anne ve babanın okur yazar olması , anne ve
babann okuma becerileri hem çocuk için bir bir özdeşim modeli olması hem de
okuyucu olarak zihinsel temsillerin gelişmesi için önemlidir (20). Ayrıca anne
babanın eğitim düzeyi, okuma sıklığı ve çocukların okuma materyalleri ile
karşılaşma olasılığını arttırmakta dolayısıyla çocukların okuma becerilerini
olumlu bir bir şekilde etkilemektedir.
ÖÖG’de Tanı Kriterleri: DSM IV ile tanımlanan okuma bozukluğu, yazılı anlatım bozukluğu ve
matematik bozukluğu DSM 5 ile tek bir çatı altında toplanmış öğrenme bozukluğu
alt tipine göre özelleştirilmesi önerilmiştir. DSM-V te Özgül öğrenme bozukluğu
tanısı için, yanlış ya da yavaş sözcük okuma, okuduğunu anlamada güçlük çekme,
harf yazma veya söylemede güçlük çekme, yazılı anlatımda güçlük yaşama, hesap
yapabilme ve sayı algısında güçlük yaşama, akıl yürütebilmede güçlük çekme gibi
belirtilerin en az altı ay süreyle devam etmesi gerektiği belirtilmiştir.
DSM-V te özel öğrenme güçlüğü tanı kriterleri şu şekilde belirtilmiştir:
a. Okul becerilerinin bireyin kronolojik yaşının ölçülebilir ve önemli
derecede altında olması
b. İş yada okul ile ilgili günlük yaşam becerilerinin etkilenmesi
c. Bu durumun zihinsel
yetersizlik, diğer ruhsal bozukluklar, toplumsal güçlükler, okulda kullanılan
dili tam bilememe, eğitsel yönergelerin eksikliği gibi durumlarla açıklanmaması
gerektiği şeklinde sıralanmıştır.
Özgül öğrenme güçlüğü 3 alt başlıkta ele alınmıştır.
1. Okuma güçlüğü (disleksi):
ÖÖG nün en sık görülen türüdür. Bireyin eğitim alması ve ortalama düzeyde zeka
seviyesine sahip olduğu halde sözcükleri doğru okuyamama, okuduğunu
anlayabilmede güçlük çekme, okuma hızı ve akıcılığında zorlanmalar ile
karakterizedir. Bu güçlükler öğrencinin okul başarısını ve tüm akademik alanlardaki
performansını olumsuz yönde etkilemektedir.
2. Yazılı anlatım güçlüğü (Disgrafi): Bir çok alanda temel becerilere sahip
olunmasını gerektiren yazma becerisi karmaşık ve üst düzey beceri isteyen bir
süreçtir. Bireyin harf harf söyleme ve yazmada, dilbilgisi kurallarına uyma ve
noktalama işaretlerini doğru bir şekilde kullanabilmede, yazılı anlatımı açık
ve düzenli bir şekilde yerine getirebilmede zorluk yaşamasıdır. Bu öğrenciler
sınıf içi etkinliklere katılmada, tahtaya yazılanları defterine geçirebilmede,
ev ödevlerini tamamlayabilmede güçlük yaşarlar.
3. Matematik güçlüğü (diskalkuli): Bireyin sayı algısı, aritmetik kuralların ezberlenmesi, doğru bir
şekilde sayısal akıl yürütebilme, doğru ve hızlı hesap yapabilmede zorluk
yaşaması olarak tanımlanır. Bu öğrenciler, gündelik hayatta sıklıkla
karşılaşılan parayı doğru bir şekilde kullanabilme, hesap yapabilme, ölçme ve
olasılık hesaplayabilme gibi durumlarda, sınıf içi matematik etkinliklerinde
sorun yaşamaktadırlar.
ÖÖB’nun gelişim dönemlerine göre belirtileri:
Nörogelişimsel bir bozukluk
olan ÖÖG’nün fark edilmesi okuma yazmada yaşanan zorluklarının ortaya çıkması
ile genellikle ilkokula başladıkları dönemde olmaktadır. Ancak okul öncesi
dönemde de bu bireylerde, dil gelişimi, dikkat, motor gelişim, sosyal ve
duygusal alanda bir takım sorunlar yaşanmaktadır. Bu belirtilerin aileler ve
uzmanlar tarafından doğru değerlendirilip ele alınması, tanı ve uygun tedavinin
başlanması açısından önem taşımaktadır. Dikkat sorunlarının varlığı, dikkat
gerektiren oyunlara karşı ilgisizlik ve bunlardan kaçma, düşünmeden hareket
etme, merak ve keşfetmeye yönelik oyunlarının olmaması, akranlarıyla ilişkide
zorluk yaşama, yaşadığı olayları kabul etmeme, çabuk hayal kırıklığına uğrama,
akran oyunlarında uygunsuz ve bazen aşırı duygusal tepkiler verme gibi
özellikler de dikkat ve sosyal alanda yaşanan zorluklardır.
Okul Döneminde Görülen Belirtiler: Tedavi için ilk başvurular genellikle bu dönemde olmaktadır.
Ailelerin temel başvuru nedenleri; çocukların okumayazma öğrenebilmede güçlük
çekmesi, dikkat eksikliği, okula gitmek istememe, sosyal ilişkilerinde zorluk
yaşanmasıdır. Okul döneminde bu çocukların bazı derslerde başarıları çok iyi
iken bazı derslerde de güçlükler yaşamaktadır. Bu durum çoğu zaman aileler veya
öğretmen tarafından ‘sevdiği şeyi yapıyor, ama kendini zorlamak istemiyor, zora
gelince kaçıyor’ şeklinde yorumlanmaktadır. Birinci sınıfta öğretilen okuma,
dikkat ve görsel algı ile ilişkili olduğundan bu çocuklarda okumayı
öğrenebilmede güçlük yaşanır, daha sonraki sınıflarda ise aritmetik alanında
sorunlar yaşanmaya başlar.
Akademik alanda yaşanan sorunlar şunlardır: Zeka düzeyi normal veya normalin üstünde
olmasına rağmen okumayı öğrenebilmede güçlük belirgindir. Ses harf ilişkisi
kurabilmekte zorlanır, harfleri karıştırır (özellikle b-d, p-g). Okurken harf
veya sözcük atlama, harf veya sözcük ekleme olabilir. Yazı yazması yavaştır,
belli bir düzende yazabilmekte zorluk çeker. Tahtada yazılan yazıyı defterine kopya
edebilmekte güçlük çeker. Eksik harf, hece veya fazla harf, hece yazabilir,
kelimeler arasında boşluk bırakmaz. Matematik sembolleri öğrenebilmekte zorluk
yaşar, bu sembolleri karıştırabilir (+, x). Paraları tanımakta, saati
öğrenebilmekte, çarpım tablosunu ezberleyebilmekte zorlanır. Günleri, ayları,
mevsimleri sıralayabilmekte sorun yaşar. Bu dönemde organizasyon yapabilme,
dikkat ve oryantasyon alanında da sorunlar belirgindir. Çok konuşma, dikkat
eksikliği, konsantre olabilmekte güçlük, aşırı hareketlilik gözlenir. Verilen
ödevleri planlama ve düzenlemede güçlük yaşarlar. Zamanı ayarlamada güçlük
çeker, nerden başlayacağını bilemez, sorumluluklarını yerine getirmekten kaçar.
Yer, yön tayini yapabilmekte zorlanır, sağ-sol, üst, alt, önarka kavramlarını
karıştırır. Özellikle ders çalışmaya karşı isteksizdir, yakınlarından yardım
ister, sık sık ara verir, odaklanma problemleri belirgindir. Sosyal alanda da
bir takım sorunlar yaşanır. Akranları ile ilişkilerinde güçlükler olabilir.
Sonunu düşünmeden hareket edebilirler, daha çocuksu davranabilirler. Akranları
tarafından eleştiri veya uyarı aldıklarında dikkate almazlar veya aşırı tepki
gösterirler. Bu nedenle arkadaşları tarafından tercih edilmeyebilirler. Jest,
mimik, sözel olmayan iletişim becerilerini anlayabilmek ve kullanabilmek ile
ilgili güçlük yaşarlar. Sosyal iletişim alanında yaşanan bu zorluklar yanında
akademik alandaki sorunların da varlığı yoğun özgüven sorunun yaşanmasına neden
olabilir ve başka psikiyatrik problemler de birlikte görülebilir (tırnak yeme,
enürezis, davranış problemleri gibi.
ÖÖG yaşam boyu devam eden bir
bozukluktur. Öğrenme ile ilişkili eylemler yalnız okul becerilerini etkilemekle
kalmaz erişkin yaşamda okuma, yazma ve matematik becerileri günlük işler, aile,
ev ve iş yaşantısını sürdürmek için gereklidir. ÖÖG’de okuma, yazma ve
matematik bozuklukları sıklıkla birbirleriyle eş tanılıdır. Ayrıca ÖÖG başta
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu olmak üzere çocukluk çağında “Karşı
olma Karşı gelme Bozukluğu, Obsesif kompulsif Bozukluk ve Anksiyete
Bozuklukları ve Depresyon” ile eş tanılıdır.
ÖÖG’de Tanı Koyma:
Bir çok bileşeni olan ÖÖG’nün tanısını tek bir ölçek ile koyabilmek mümkün
değildir. Bu bireyler okuma, yazma, aritmetik alandaki güçlüklerin yanı sıra,
konuşma, dinleme, anlama, sesleri ayırt edebilme, işitsel bellek, yer-yön
tayini, dikkat, zaman kavramı, sıraya dizme, motor beceriler gibi bir çek
alanda da düşük performans göstermektedirler. Bozukluğun çok yönlü olması
nedeniyle bireyin ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi ve ÖÖG ile
komorbidite ilişkisi olan diğer bozuklukların da olabileceği göz önünde
bulundurulmalıdır. DSM-V e göre tanı konulabilmesi için bireyin klinik olarak
ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir. Bu incelemede ayrıntılı gelişim öyküsü,
okul raporları ve psikoeğitsel değerlendirmeler esas alınmalıdır. Tanı koyarken
öncelikle, bireyin yaşına uygun zeka testlerinin yapılması ve zeka aralığının
belirlenmesi gereklidir. Zeka düzeyi normal ve normalin üstünde ise okuma,
yazma ve aritmetik becerileri ölçen diğer testler uygulanır. Problemin
tanımlanması için klinikte kullanılan testler şunlardır: WISC-R Zeka Testi,
Standford-Binet Zeka Testi, Bender Gestalt Görsel Motor Algı Testi, Frostig
Gelişimsel Görsel Algı Testi, Peabody Resim Kelime Testi, WRAT Geniş Kapsamlı
Başarı Testi, Goodenoughİnsan Çiz Testi, Harris Laterelleşme Testi, Head Kendi
Bedeninde Sağ-Sol Tayini Testi, Gesell gelişim Figürleri Testi, GISD Sayı
Dizisi Testi, Hata analizleri (Informal) Akademik Başarı Değerlendirmesi. Birey
zeka, yaş ve eğitim düzeyine göre beklenen başarıyı gösteremezse ÖÖG tanısı
konur. Yapılan araştırmalarda risk grubunda olan çocukların daha okul öncesi
dönemde belirlenebileceği ve uygun eğitim programları ile desteklendiğinde ÖÖG
tanısı alma olasılığının azaldığını göstermiştir. Bir başka araştırmada ise
erken tanı koyup eğitime erken başlanan çocukların akranlarına yetişebildiği
bildirilmiştir
Tedavi: Türkiye’de özgül öğrenme güçlüğü yaşayan
çocuklar sınıf öğretmenleri, rehber öğretmen veya ailenin bir problem olduğuna
dair gözlemleri üzerine öncelikle çocuk psikiyatristine yönlendirilir.
Ülkemizde ÖÖG tanısı genellikle ikinci ve üçüncü sınıflarda konmaktadır. Erken
tanı, erken müdahale açısından önemlidir. Geç yaşta tanı konulması erken
müdahaleden ve özel eğitim hizmetinden geç yararlanmaya neden olmaktadır. Bu
durum, özel eğitimin süresini uzatmakla birlikte, özel eğitim giderlerini
arttırmakta, bireyin müdahaleden en yüksek verimi alamamasına neden olmaktadır.
Ayrıca erken fark edilemeyen çocuklarda okula devam etmede sıkıntılar, sosyal
zorlanmalar ve uyum problemleri görülmektedir. Bu nedenle çocukların
yaşadıkları akademik başarısızlık, öğrenilmiş çaresizliğe dönüşmekte ve olumsuz
okul algısına sahip olmalarına neden olmaktadır. ÖÖG olan çocukların belirlenmesinde
öncelikle, görüşme, gözlem, kontrol listesi gibi değerlendirme araçları
kullanılarak müdahalenin ilk aşaması olan geniş çaplı bir tarama yapılır.
Burada amaç hangi öğrencilerde ÖÖG’nün olup olmadığının belirlenmesi ve hangi
öğrencilerin özel eğitime veya ilgili hizmetlere ihtiyaç duyduğu konusunda
karar verebilmektir. Bu süreç gelişimsel gecikmelerin tespit edilmesi, erken
müdahale programlarının hazırlanması, uygulanması, eğitsel değerlendirme ve
tanılama sürecinin sağlıklı olabilmesi açısından önemlidir. ÖÖG tanısı alan
çocuklar için devlet okullarında yapılan uygulamalar yetersiz kaldığı için özel
eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden faydalanılmakta veya sınıflarda daha az
sayıda öğrencilerin olduğu özel okullar tercih edilmektedir. Zaman zaman da
çocuğun okul dışında bir eğitim desteği alması önerilmektedir. Ancak eğitim
alanında yapılan desteğin yanı sıra çocuğun duygusal ve sosyal gelişim
alanlarında yaşayabileceği zorluklar için psikolojik destek alması
önerilmektedir. ÖÖG’de uygulanan terapiler bir anlamda “yeniden eğitim”dir.
Öğrenme, dikkat, algılama, problemçözme, iletişim, sosyal ilişkiler, kendini
kontrol becerilerinin geliştirilmesine odaklanan metakognitif bir yaklaşımla
tedavi ya da rehabilite edilebilirler. Çok geç kalınmadan ve zarar verilmeden,
bir uzmana götürülmesi önemlidir. Özel öğrenme güçlüğü tedavisi “özel eğitim”in
uzmanlık alanına girmektedir. Bu süreçte öğretmenlerden tedavi edici bir rol
değil, destekleyici ve tamamlayıcı bir eğitsel yaklaşım beklenmelidir. Okul ve
aile ile işbirliği kurularak, gerekli tıbbi ve psikolojik ölçümler yapılmalı,
psikoeğitim ve psikiyatrik destek sağlanmalıdır.
